19 Haziran 2026 Cuma

Milliyetçi Seçmende Yeni Adres-Yılmaz Parlar

  

Milliyetçi Oylarda Yeni Merkez, Zafer Partisi

Gençler Ve Kadınlarda Dikkat Çeken Yönelim: Zafer Parti Etkisi

SER-AR Anketinde Zafer Partisi Sürprizi Yüzde 8 Sınırına Dayandı

Türkiye siyasetinde dengeleri değiştirebilecek yeni bir tablo ortaya çıktı. SER-AR Araştırma'nın 16-18 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiği son genel seçim anketinde Zafer Partisi yüzde 7,9 oy oranıyla dikkat çeken bir yükseliş sergiledi.

Anket sonuçlarına göre Zafer Partisi, İYİ Parti'yi geride bırakırken MHP ile arasındaki farkı da oldukça daralttı. Siyasi kulislerde bu sonuçlar, "milliyetçi seçmende yeni bir merkez mi oluşuyor?" sorusunu gündeme taşıdı.

Genç Seçmende Dikkat Çeken Hareketlilik

Son yıllarda özellikle düzensiz göç, sınır güvenliği, liyakat ve milli egemenlik konularında yürüttüğü söylemle öne çıkan Zafer Partisi'nin genç seçmenler arasında görünürlüğünü artırdığı değerlendiriliyor.

Üniversite gençliği ve ilk kez oy kullanacak seçmenler arasında sosyal medya etkisini güçlü kullanan partinin, geleneksel siyaset dilinden uzak iletişim modeliyle yeni kuşak seçmene ulaşabildiği ifade ediliyor.

Kadın Seçmende Yeni Arayış

Siyasi gözlemciler, özellikle Atatürkçü, laik ve Cumhuriyet değerlerine bağlı kadın seçmenlerin son dönemde farklı siyasi alternatiflere yöneldiğine dikkat çekiyor.

Kadın hakları, güvenlik, hukuk devleti ve Cumhuriyet değerleri konularında yapılan tartışmalarda Zafer Partisi'nin daha görünür hale gelmesi, partinin kadın seçmenler arasında da konuşulan siyasi aktörlerden biri olmasına katkı sağlıyor.

Bu eğilimin dikkat çekici örneklerinden biri ise Pendik'te düzenlenen Atatürkçü Kadınlar buluşması oldu. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinliğin ardından, çok sayıda kadın seçmenin Zafer Partisi'ne ve Genel Başkan Ümit Özdağ'ın ortaya koyduğu siyasi vizyona daha fazla ilgi göstermeye başladığı değerlendiriliyor.

Özellikle güvenlik, milli egemenlik, laik Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve devrimleri konularındaki net duruşun, kadın seçmen nezdinde karşılık bulduğu ifade ediliyor.

Siyasi çevrelerde yapılan değerlendirmelerde, kadın seçmende oluşan güven ve sempati artışının Zafer Partisi'nin son dönemdeki yükselişine önemli katkı sağladığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi ve Atatürkçü kadınların siyasette daha güçlü temsil ve daha kararlı bir duruş beklentisinin, Zafer Partisi'nin toplumun farklı kesimlerinden aldığı desteği artıran önemli unsurlardan biri olduğu vurgulanıyor.

Özellikle son dönemde ortaya çıkan siyasi tablo, kadın seçmenin yalnızca seçim sonuçlarını etkileyen bir unsur değil, aynı zamanda yeni siyasi yönelimlerin belirlenmesinde de önemli bir rol üstlendiğini gösteriyor.

Milliyetçilikte Yeni Dönem Tartışması

SER-AR'ın paylaştığı değerlendirmede, Türkiye'de yükselen milliyetçi eğilimlerin CHP'den uzaklaşan seçmenlerin bir bölümünü Zafer Partisi ve İYİ Parti eksenine taşıdığı vurgulanıyor.

Bu tablo, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ tarafından uzun süredir dile getirilen "milliyetçi seçmenin yeniden yapılanması" tezini güçlendiren bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Siyasetin Yeni Sorusu

Henüz seçim süreci başlamamış olsa da ortaya çıkan sonuçlar, Türk siyasetinin önümüzdeki dönemde yalnızca iktidar-muhalefet ekseninde değil, milliyetçi seçmenin yeni tercihi üzerinden de şekillenebileceğine işaret ediyor.

Zafer Partisi'nin yükselişinin kalıcı bir siyasi dönüşüme mi işaret ettiği, yoksa dönemsel bir çıkış mı olduğu önümüzdeki aylarda açıklanacak yeni araştırmalarla daha net görülecek.

Ancak bir gerçek var ki; son anketler Zafer Partisi'ni artık siyasi denklemin kenarında değil, merkezindeki aktörlerden biri olarak tartışmaya başladı.

yilmazparlar@yahoo.com

A New Address for Nationalist Voters

A New Center of Gravity in Nationalist Politics: The Victory Party

A Remarkable Trend Among Youth and Women: The Victory Party Effect

Victory Party Surprise in the SER-AR Poll, Approaching the 8 Percent Threshold

A new political landscape that could reshape the balance of power in Turkish politics has emerged. According to the latest nationwide survey conducted by SER-AR Research between June 16 and June 18, the Victory Party (Zafer Partisi) reached 7.9 percent support, attracting significant attention with its upward momentum.

According to the survey, the Victory Party has surpassed the Good Party (İYİ Party) while significantly narrowing the gap with the Nationalist Movement Party (MHP). These findings have sparked discussions in political circles about whether a new center of attraction is emerging among nationalist voters.

Growing Momentum Among Young Voters

In recent years, the Victory Party has gained increasing visibility among younger voters through its strong positions on irregular migration, border security, meritocracy, and national sovereignty.

Political observers suggest that the party has successfully connected with university students and first-time voters by utilizing social media effectively and adopting a communication style that differs from traditional political discourse.

A New Search Among Women Voters

Political analysts point out that women who strongly identify with the principles of Mustafa Kemal Atatürk, secularism, and the values of the Republic have increasingly begun exploring alternative political options.

As discussions surrounding women's rights, public security, the rule of law, and republican values continue to gain importance, the Victory Party has become one of the political actors attracting growing attention among female voters.

One of the most notable examples of this trend was the Atatürkist Women's gathering held in Pendik. Following the event, many women were reported to have shown greater interest in the Victory Party and in the political vision presented by Party Chairman Ümit Özdağ.

Observers argue that the party's firm stance on security, national sovereignty, secular republican principles, and the reforms and ideals of Mustafa Kemal Atatürk has resonated strongly with many women voters.

Political circles further suggest that the increase in confidence and sympathy among female voters has played an important role in the party's recent rise. Expectations among republican and Atatürkist women for stronger representation and a more determined political stance are increasingly viewed as factors contributing to the Victory Party's expanding appeal across different segments of society.

Recent developments indicate that women voters are not only influencing electoral outcomes but are also playing a significant role in shaping new political directions and emerging voter alignments.

Debate Over a New Era in Nationalist Politics

According to SER-AR's assessment, the rise of nationalist sentiment in Turkey has led a segment of voters moving away from the Republican People's Party (CHP) toward both the Victory Party and the Good Party.

Supporters of the Victory Party view these developments as reinforcing Chairman Ümit Özdağ's long-standing argument that Turkey's nationalist electorate is undergoing a process of political realignment.

The New Question in Turkish Politics

Although the next election period has not yet officially begun, the emerging data suggest that Turkish politics may increasingly be shaped not only by the traditional government-opposition divide but also by the evolving preferences of nationalist voters.

Whether the Victory Party's rise represents a lasting political transformation or merely a temporary surge will become clearer through future surveys and political developments in the months ahead.

One thing, however, appears increasingly evident: recent polling results suggest that the Victory Party is no longer being discussed as a political force on the margins, but rather as an increasingly influential actor within the center of Turkey's political debate.

yilmazparlar@yahoo.com

10 Ocak 2026 Cumartesi

Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine-Yılmaz Parlar

  

  

Alarm Zili Değil, Çözüm Rehberi Ümit Özdağ'ın Dili Bir Devlet Refleksidir

Eleştiriler Ne Diyor, Sahada Ne Oluyor? Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine Bir Okuma

Sosyal medyada Ümit Özdağ’ın kullandığı sert dil üzerine gündeme gelen, Bazı yorumcular, bu söylemin “sürekli alarm ürettiğini” ve “çözümden çok gerilim yarattığını” savunuyor.

Gazeteci Tanıklığım, Sahada Gördüklerim, Eleştirileri Silip Süpürüyor

Ümit Özdağ'ın söylemleri, kimi çevrelerce "nefret dili" olarak etiketlenip karalanıyor. Ancak bir gazeteci olarak, azda olsa bu eleştirenler, Özdağ'ın gerçek saha çalışmasından ve halkla doğrudan temasından habersiz, masabaşı analizler olduğunu gördüm.

İstanbul'dan Anadolu'nun dört bir yanına, binlerce vatandaşımızla yüz yüze görüşmelerini, dertlerini tek tek dinleyişini, bu sorunları kayıt altına alıp ilgili makamlara bizzat taşıyışını ve somut çözüm önerilerini haritalandırmasını yakından takip ettim.

İşte bu sahne arkası, eleştirilerin ne kadar yüzeysel ve haksız olduğunu gösteriyor. Çünkü Özdağ'ın asıl yaptığı, yankılanan o sert uyarı perdesinin arkasında, temeli sağlam bir "yerinde tespit, yerinde çözüm" projesi inşa etmek. 

Bu yazıyı, gördüğüm bu gerçeği kamuoyuna bildirme sorumluluğuyla kaleme alıyorum.

Toplum, tehlikeyi görmek kadar rahatlatılmak da istiyor. Ancak sahadaki tabloya bakıldığında, Özdağ’ın söyleminin tek boyutlu olmadığı görülüyor.

Türkiye, yüz yıllık modern cumhuriyet tarihinin en çetrefilli ve derin sorunlarından birinin tam merkezinde; kontrolsüz ve kitlesel göç.

Bu sorun, sınırlarımızı, şehirlerimizin dokusunu, sosyal güvenliğimizi ve nihayetinde milli geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir varoluş meselesi haline geldi.

Böyle bir zamanda, siyasetin dili "nezaket" ve "lısân-ı münasip" adı altında sorunu görmezden gelmek mi olmalı, yoksa meselenin aciliyetini ve ciddiyetini tüm açıklığıyla ortaya koyan bir uyarı mı?

Ümit Özdağ'ı ve onun dilini anlamak için bu soruya cevap vermek gerekir. Ve görünen o ki, Özdağ, klasik siyasetin rahatlığını reddederek, milletin derdini, endişesini ve en önemlisi, çözüm iradesini cesurca dillendiren bir siyasetçi olarak öne çıkıyor. Alarm veren dil korunurken, bu söylemin arkasına çözüm planları ve kadro çalışmaları eklenmiş durumda.

Açıklamalarda, “sorun var” vurgusunun ardından “nasıl çözülür” başlığı daha sık açılıyor.

Sertlik Değil, Aciliyetin Dili, Haklı Bir Alarm

Özdağ'ın kamuoyu önünde kullandığı dil, "sert" olarak nitelendirilirken genellikle gözden kaçırılan şey, bu dilin arkasındaki haklı aciliyet ve somut tehdit analizidir.

Yaşanan, sıradan bir göç dalgası değil; demografik yapıyı on yıllar boyunca geri döndürülemez şekilde değiştiren, kayıt dışı ekonomi ile iç içe geçmiş, suç örgütlerini besleyen ve ülkenin egemenlik alanlarında fiili durumlar oluşturan bir süreçtir.

Böyle bir durum karşısında devletin en temel görevi, vatandaşının güvenliğini ve menfaatini sağlamaktır.

İşte Özdağ'ın eleştirilen söylemlerinin özünde bu haklı devlet refleksi yatar. O, bir "linç dili" değil, "alarm dili" kullanmaktadır.

İhmal edilen, üstü örtülen bir yaranın üzerindeki sargıyı sertçe çekmektedir. Amacı nefreti körüklemek değil, körleşmeye yüz tutmuş kamu vicdanını ve siyasi iradeyi uyandırmaktır.

Eleştiri Oklarının Arkasında Detaylı Bir Yol Haritası Var

Özdağ'ı sadece eleştiren biri olarak görmek büyük bir hata olur. Onun asıl katkısı, sorunu tespit etmekle kalmayıp, somut, adım adım ve uygulanabilir bir çözüm yol haritası sunmasıdır.

Zafer Partisi'nin "Güvenli Vatan" operasyonu çerçevesinde detaylandırılan politikalar, sadece "gönderin" sloganından ibaret değildir. Bu harita şunları içerir:

Sınır Güvenliği

Türkiye'nin tüm sınırlarının fiziki ve teknolojik olarak mutlak şekilde kontrol altına alınması, Suriye sınırına duvar değil, güvenlik şeridi inşa edilmesi.

Düzensiz Göçmen Tespiti ve Geri Gönderme

Kayıt dışı kalan tüm bireylerin sistematik olarak tespiti, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ve insani standartlarda, ancak kararlılıkla  menşe ülkelerine veya güvenli üçüncü ülkelere geri gönderilmesi.

Yabancı Suç Örgütleriyle Mücadele

Özellikle belirli milletlerden oluşan organize suç ağlarına karşı sıfır tolerans politikası ve özel operasyonlar.

Demografik ve Sosyal Denge

Uzun vadede Türkiye'nin genç nüfus ihtiyacının, nitelikli, kontrollü ve kültürel uyumu gözeten bir "Beyin Göçü" politikasıyla desteklenmesi.

Özdağ'ın dili, işte bu somut planların vazgeçilmez ön koşulunu  oluşturur: Sorunun büyüklüğünü kamuoyunun zihninde netleştirmek ve bu planları uygulayacak siyasi iradeyi toplamak.

Çözüm Odaklılık Net Hedefler, Net Sonuçlar

Özdağ'ın dilini "kutuplaştırıcı" diye eleştirenler, aslında onun netliğini ve sonuç odaklılığını kastediyor olabilir.

O, bulanık, herkesi memnun etmeye çalışan, "hem göçmen hem vatandaş" ikileminde bocalayan bir dil kullanmıyor.

Aksine, açık, net ve misyon odaklı bir dil benimsiyor. Hedef bellidir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvenliğini, refahını ve geleceğini teminat altına almak.

Bu hedefe giden yolda kullanılan dilin yumuşak perdahlı olması gerektiği dogması, böylesine hayati bir meselede lükstür.

Özdağ, devletin ve milletin bekası söz konusu olduğunda, bu lüksü bir kenara bırakıp, gerçekçi, mücadeleci ve çözümü hedefleyen bir üslubu tercih etmektedir.

Sorumluluk Dili

Ümit Özdağ, Türk siyasetinde bir "rahatsız edici" figürü olarak görülebilir. Ancak bu rahatsızlığın kaynağı, onun dilinin kabalığı değil, soruna getirdiği dürüst ve sorumluluk sahibi yaklaşımdır.

O, konfor alanından çıkmayı reddeden bir siyasi elit ve medyaya karşı, sokaktaki vatandaşın endişesini, akademik ve stratejik bir derinlikle paketleyerek sunan bir ses olmuştur.

Söyledikleri, bir nefret söylemi değil,  bir sorumluluk çağrısıdır. Türkiye, demografik bir dönüm noktasında iken, bu kadar net, bu kadar planlı ve bu kadar kararlı bir sesi dinlemek, belki de en akılcı ve vatanseverce tutumdur. Onun çizdiği yol haritası ve kullandığı dil, bir seçenek değil, milli bir zorunluluk haline gelmiştir.

İstanbul’un farklı ilçelerinde ve Anadolunun çeşitli illerinde yapılan halk temaslarında vatandaşın yürekleriyle örtüşen hislerine tercüman olan tablo dikkat çekmektedir.

Özdağ, sahada halkla yüz yüze görüşen bir lider olarak, dinleyen, tepki yönlendiren değil not alan bir profil çizmektedir. Bu temaslar, Özdağ’ın söylemleri sahada halkın sesi olduğunu göstermektedir. 

Sosyal medyadaki eleştiriler çoğu zaman tonu öne çıkarıyor. Oysa siyasette belirleyici olan sadece sesin yüksekliği değil, o sesin arkasında bir plan olup olmadığıdır.

Saha gözlemleri ve kamuoyundaki tartışmalar, toplumun geniş, bütüne yakın bir kesiminin Ümit Özdağ’ın işaret ettiği temel başlıklarla örtüşen kaygılar taşıdığını gösteriyor.

Ekonomi, Güvenlik, kontrol, kamu düzeni, hukuk ve devlet kapasitesi gibi konular, yalnızca belirli bir seçmen grubunun değil, farklı siyasi eğilimlerden vatandaşların ortak endişeleri arasında yer alıyor.

Bu açıdan bakıldığında Özdağ’ın söylemi, toplumun büyük bölümünde zaten var olan bir duygunun sesi olarak okunuyor.

Tartışma, bu fikirlerin nasıl ve hangi yöntemlerle çözüme bağlanacağı sorusunda yoğunlaşıyor. Görünen o ki Özdağ, alarm dilini kontrol ve çözüm vurgusuyla konumlandırıyor. Bu noktada gözden kaçan asıl unsur, çözümle tamamlanan bir çerçeveye bağlanıyor olması.

Liyakat Esaslı Bir Kadro Yapılanması

Özdağ’ın öne çıkan yaklaşımı, uyarı yapan söylemi; somut politika, güvenlik, kamu yönetimi, teknik hazırlıklar ve ekonomi başlıklarında yürütülen liyakat esaslı bir kadro yapılanmasıyla desteklemek üzerine kurulu.

Özellikle ekonomide, krizi sadece sonuçlarıyla değil, kurumsal zafiyetler ve yönetim eksikliği üzerinden okuyan bir perspektif dikkat çekiyor.

Liyakat esaslı kadro yapılanması, öngörülebilirlik ve devlet kapasitesinin yeniden inşası vurgusu, ekonomik sorunların da geçici değil yapısal çözümlerle ele alınacağına işaret ediyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; devleti yeniden işler hale getirmeyi hedefleyen sorumlu bir liderlik anlayışına dayandığını gösteriyor.

Güvenlikten kamu yönetimine, göçten sosyal politikalara kadar birçok alanda yürütülen çalışmalar, rastlantısal değil planlı bir hazırlığın işaretlerini veriyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; sorumluluk alan, çözüm üretmeyi hedefleyen bir liderlik anlayışına yaslandığını gösteriyor. Tartışma tam da bu nedenle söylemin tonundan çok, arkasındaki kapasite ve hazırlık düzeyine odaklanıyor.

Yaptığı titiz çalışmalar, ortaya koyduğu ilkeli duruş, özgürlükçü, akılcı duruş sahibi bir siyaset anlayışının temsilcisi Ümit Özdağ’ı, toplumun derdini anlama ve çözüm için somut adımlar atma çabasından ve Türk siyasi hayatı için değerli katkılarından dolayı halkın yüreğinde yer alan bir lider

yilmazparlar@yahoo.com

1 Ocak 2025 Çarşamba

Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan DEM Parti Öcalan ziyaretine tepki-Yılmaz Parlar

  

  

Cumhur-Öcalan İttifakı, Türkiye’yi Nereye Götürüyor?

Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan Sert Tepki, “Cumhur İttifakı, Zillet İttifakı Olmuştur!”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ,

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bebek katili Öcalan’a özgürlük çağrısının ardından, AKP’nin izni ve onayıyla Demokratik Emek Partisi (DEM) temsilcilerinin İmralı’da yaptığı görüşmelere sert tepki gösterdi.

Özdağ, Cumhur İttifakı’nın geçmişteki yanlışlarından ders almadığını vurgulayarak, “2009-2015 müzakereleri sonucunda Türkiye, Hendek teröründe 760 evladını şehit verdi, yüzlercesi gazi oldu. Şimdi aynı hatayı tekrarlayarak Öcalan ile pazarlığa oturdunuz” dedi.



“Kahramanlarımıza Ne Diyeceksiniz?”

Özdağ, terör örgütüyle yapılan görüşmelerin Türk askerinin moralini ve şehit ailelerinin onurunu zedelediğini belirterek, şu sözlerle Cumhur İttifakı’na yüklendi:

“Kış şartlarında, Irak'ın kuzeyindeki dağlarda terörist gözetleyen kahramanlara, ‘Biz anlaştık, size gerek kalmadı’ mı diyeceksiniz? Yapboz oyunu değil bu! İnsanların hayatıyla ve mücadele azmiyle oynuyorsunuz.”

“Türkiye’yi Paradigma Değişikliğine Götürüyorlar”

Öcalan’ın son açıklamalarına değinen Özdağ, terörist başının Erdoğan ve Bahçeli ile yapılan pazarlıkların parçası olduğunu belirtti. Öcalan’ın “Yeni paradigma” vurgusunun, anayasa değişikliği ile yeni bir devlet modeli oluşturma girişimi olduğunu ifade eden Özdağ, “Bu plan Türk milletinden gizli bir şekilde yürütülüyor. İstiklal Harbi ile kurduğumuz devlet masaya yatırılmış durumda” dedi.



“Cumhur İttifakı Zillet İttifakı Olmuştur”

DEM milletvekillerinin TBMM’de yaptığı çıkışları eleştiren Özdağ, “Bölgeye özerklik vaat eden bir anlaşma mı yaptınız? Bu zillet değil de nedir?” diye sordu.

Özdağ, “Cumhur İttifakı, daha önce Zillet İttifakı’na yönelttiği suçlamaların tam tersini yaparak Öcalan ile pazarlığa oturmuştur. Bahçeli’nin ‘çok şey değişecek, Türkiye değişmez’ sözleri bile bu planı açık ediyor” ifadelerini kullandı.

Türk Halkına Çağrı

“Zafer Partisi olarak, Atatürk ve İstiklal Harbi şehitlerimizin emanetine sonuna kadar sahip çıkacağız. Tüm vatanseverleri, bölücü ittifakla mücadeleye davet ediyoruz.”

Özdağ, konuşmasını büyük Türk milletine seslenerek tamamladı:

“Binlerce şehidimizin kanıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni çete başına ve işbirlikçilerine karşı savunmakta kararlıyız. Türk halkının devletine sahip çıkacağına inanıyoruz.”

Bağımsız, Güçlü  Bir Türkiye İçin!

Zafer Partisi’nin lideri Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın bu sert açıklamaları, Türk siyasetinde yeni bir tartışma başlatırken, Cumhur İttifakı’nın İmralı görüşmeleri üzerindeki sessizliği kamuoyunda merak uyandırıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

11 Eylül 2024 Çarşamba

İsviçre’nin Bağımsızlık Günü’ne Özel Resepsiyon-Yılmaz Parlar

  

  İsviçre Bağımsızlık Günü Ankara’da Diplomatik Resepsiyonla Kutlandı

İsviçre’nin Bağımsızlık Günü’ne Özel Resepsiyon

 

10 Eylül 2024 Salı akşamı, İsviçre'nin Ankara Büyükelçiliği'nde, İsviçre'nin Bağımsızlık Günü vesilesiyle özel bir resepsiyon düzenlendi. Bu anlamlı etkinliğin ev sahipliğini, İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer üstlendi. Türkiye'deki diplomatik temsilciler, iş dünyası liderleri ve İsviçre vatandaşları etkinlikte bir araya geldi.



İsviçre-Türkiye İlişkilerinde Güçlü İşbirliği Mesajları
 

Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyon, İsviçre ve Türkiye arasındaki diplomatik ve ticari ilişkilerin önemine vurgu yaptı. Etkinliğe, İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay konuşmalarıyla damga vurdu.



Türkiye-İsviçre İlişkilerinin Ticari Boyutu
Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari ilişkiler de etkinlikte ön plana çıkan konular arasındaydı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, özellikle son yıllarda önemli bir artış göstermiştir. 2023 yılında Türkiye ile İsviçre arasındaki ticaret hacmi 22 milyar doları aşmış ve bu rakam her iki ülkenin de ekonomik iş birliğini derinleştirme hedefini yansıtmaktadır.

Türk iş dünyası, İsviçre’nin yüksek teknolojiye dayalı üretim gücünden ve finansal hizmetlerdeki uzmanlığından yararlanırken, İsviçre de Türkiye'nin stratejik konumunu ve dinamik pazarını değerlendirerek yatırımlarını artırmaktadır.



İki Ülkenin Güçlenen İlişkileri
Resepsiyon boyunca Türkiye-İsviçre iş birliğinin geliştirilmesi gerektiği yönünde önemli mesajlar verildi. Büyükelçi Scheurer, iki ülke arasındaki karşılıklı yatırım ve ticari iş birliğinin daha da güçlenmesi için her türlü diplomatik desteği sunacaklarını ifade etti.

İsviçre’nin tarafsızlık ilkesi ve uluslararası alandaki etkisi, Türkiye gibi dinamik ve stratejik ülkelerle olan ilişkilerini de pozitif yönde etkilemeye devam ediyor.



İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer

Büyükelçi Guillaume Scheurer, törene İsviçre ve Türkiye milli marşlarının çalınmasıyla başlarken, İsviçre'nin Türkiye ile olan tarihi ve diplomatik bağlarının altını çizdi. Scheurer, Türkiye ve İsviçre’nin 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile başlayan işbirliğinin, iki ülkenin barış ve uzlaşma arayışındaki ortak çalışmalarına dayandığını belirtti. Scheurer, konuşmasında şunları vurguladı:

“İki ülke arasındaki işbirliği her geçen yıl daha da güçleniyor. 1923’ten bu yana barış ve uzlaşı temelinde sürdürülen ilişkilerimiz, bugün hem diplomatik hem de ekonomik açıdan büyük önem taşıyor. Türkiye ile İsviçre arasındaki ticaret hacmi 16 milyar dolara ulaşmış durumda ve bu, ticari ilişkilerimizin büyüklüğünü gösteriyor.”



Büyükelçi Scheurer, İsviçre'nin Türkiye ile daha da derinleşen ekonomik ilişkilerinin özellikle teknoloji, AR-GE, inovasyon ve eğitim alanlarında yoğunlaştığını belirterek, İsviçre'nin Türkiye'deki yatırımlarının önemini vurguladı. Ayrıca, iki ülke arasındaki kültürel ve sosyal bağların, özellikle İsviçre’deki Türk diasporasının katkılarıyla daha da güçlendiğini ifade etti.



Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay
Resepsiyonda söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye ve İsviçre’nin ortak tarihine vurgu yaparak şunları kaydetti:

“İsviçre, Türk milletinin tarihinde çok özel bir yere sahip. 1923 yılında Lozan’da imzalanan antlaşma ile başlayan dostane ilişkilerimiz, bugün de güçlenerek devam ediyor. Gelecek yıl, bu önemli anlaşmanın 100. yılını kutlayacağız ve bu, iki ülke arasındaki dostluk ve işbirliğini daha da ileriye taşıma fırsatı sunacak.”

Büyükelçi Bozay, iki ülkenin eğitimden ticarete, bilimden kültüre kadar geniş bir işbirliği yelpazesinde ilerlediğini belirterek, özellikle İsviçre’de yaşayan 180.000 kişilik Türk toplumunun iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli bir bileşeni olduğunu ifade etti. İsviçre’nin Türkiye’deki yatırımlarının artmasının, iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamladığını ve işbirliğinin derinleşmesi için büyük bir potansiyel sunduğunu vurguladı.

“İsviçre ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 22 milyar doları aşmıştır. Özellikle enerji, finans, makine, ilaç ve kimya endüstrilerinde faaliyet gösteren yaklaşık 1000 İsviçre şirketi Türkiye’de aktif rol alıyor,” diyen Bozay, iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin sürdürülebilir bir temel üzerine inşa edildiğini belirtti.



Geleceğe Yönelik İşbirliği ve Ortaklık
Her iki konuşmacı da Türkiye-İsviçre ilişkilerinin gelecekte daha da gelişeceğine dair güçlü mesajlar verdi. Özellikle teknoloji ve inovasyon alanında yoğunlaşan işbirliği fırsatlarının yanı sıra, eğitim ve kültürel değişim programları sayesinde iki ülkenin birbirine daha da yakınlaşacağı ifade edildi.

İsviçre'nin Tarafsızlık İlkesi ve Barışa Katkısı
Etkinlikte konuşan Büyükelçi Scheurer, İsviçre’nin tarafsızlık politikasına dikkat çekerek, bu ilkenin ülkeye dünya sahnesinde önemli bir prestij kazandırdığını vurguladı. Tarafsızlığın, sadece diplomatik denge değil, aynı zamanda küresel barış ve istikrar için de bir teminat olduğuna dikkat çekti. İsviçre’nin, bu tarafsızlık sayesinde pek çok uluslararası örgüte ev sahipliği yaparak barış görüşmelerinde arabuluculuk rolü üstlendiğini belirtti.

İsviçre'nin tarafsızlık ilkesi, diplomatik krizlerde güvenilir bir aktör olarak öne çıkmasını sağlarken, savaşlara ve çatışmalara taraf olmadan uluslararası hukuk ve insan hakları gibi evrensel değerlere katkı sunmasıyla biliniyor. İsviçre'nin uzun yıllar bu politikayı sürdürebilmesi, sadece kendisi için değil, dünya genelinde istikrar ve barışın korunmasına önemli bir katkı sağlıyor.

İsviçre’nin Tarafsızlık Geleneği ve Küresel Barışa Katkısı
Büyükelçi Scheurer, konuşmasında İsviçre’nin yüzyıllardır koruduğu tarafsızlık politikasını vurguladı. İsviçre’nin uluslararası arenadaki tarafsız duruşu, ülkeler arasında arabuluculuk rolü üstlenmesini sağlamış ve dünya barışına önemli katkılar sunmuştur. Büyükelçi Scheurer, bu tarafsızlık sayesinde İsviçre’nin küresel ekonominin ve diplomasinin kilit aktörlerinden biri olmayı başardığını belirtti.



Tarafsızlığın Faydaları
İsviçre'nin tarafsızlığı, sadece diplomatik ilişkilerde değil, aynı zamanda ekonomik büyümede de büyük avantaj sağlamıştır. Ülke, güvenli ve istikrarlı bir ortam sunarak birçok uluslararası şirketin merkezi haline gelmiştir. İsviçre bankacılık sistemi, tarafsızlık politikası ile güvenilirliğini artırmış ve dünya çapında yatırımcıların tercih ettiği bir yer olmuştur. Tarafsızlık, İsviçre’ye küresel kriz dönemlerinde dahi güven duyulmasını sağlamış ve ülkenin ekonomik istikrarını korumasına yardımcı olmuştur.

Türkiye-İsviçre Ticaret Hacmi
Resepsiyon boyunca Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari ilişkiler de vurgulandı. 2023 yılı itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi 22 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu ticaret, özellikle makine, kimya ve ilaç sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. İsviçre, Türkiye’nin en önemli Avrupa’daki ticaret ortaklarından biri olmaya devam ederken, Türk şirketleri de İsviçre pazarında daha fazla yer edinmeye başlamıştır.

İki Ülke Arasındaki İşbirliğinin Geleceği
Büyükelçi Scheurer, Türkiye ve İsviçre arasındaki güçlü ticari bağların, iki ülkenin karşılıklı çıkarları doğrultusunda genişlemeye devam edeceğini ifade etti. Türkiye’nin stratejik konumu ve genç nüfusu, İsviçreli yatırımcılar için cazip fırsatlar sunarken, İsviçre’nin yüksek teknoloji ve inovasyon konusundaki uzmanlığı da Türkiye için önemli bir avantaj oluşturmaktadır.

İsviçre'nin tarafsızlık politikası, uluslararası ilişkilerdeki barışçıl rolü ve güçlü ekonomik yapısı ile dünya sahnesinde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari işbirliğinin derinleşmesi, iki ülke için de büyük fırsatlar sunarken, bu dostane ilişkilerin gelecekte de güçlenmesi bekleniyor.

yilmazparlar@yahoo.com

 

2 Temmuz 2024 Salı

Ümit Özdağ'dan Çarpıcı Açıklamalar-Yılmaz Parlar

  


Ümit Özdağ'dan Çarpıcı Açıklamalar: "Sığınmacıları Hukukun İçinde Geri Göndereceğiz"

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, kamuoyuna yaptığı önemli bir video açıklamasıyla Türkiye'nin gündemini bir kez daha sarsacak açıklamalarda bulundu. İşte Özdağ’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

Stratejik Göç Mühendisliğine Karşı Mücadele

Zafer Partisi'nin son üç yılda, Türkiye'ye yönelik stratejik göç mühendisliğine karşı verdiği mücadelenin Türk kamuoyunda büyük takdir topladığını belirten Özdağ, partisinin bu konuda kararlı duruşunu sürdürdüğünü vurguladı. Özdağ, "Zafer Partisi'ne oy versin, vermesin; AK Parti, MHP, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve diğer partilere oy veren seçmenlerimiz, sığınmacıların ve kaçakların vatanlarına yollanması konusundaki görüşümüzü güçlü bir şekilde desteklediler" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Esad ile Görüşme Açıklaması

Özdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme ihtimaline dair açıklamasına dikkat çekerek, "Erdoğan, yıllardan beri şeytanlaştırdığı Esad ile eski günlerde olduğu gibi görüşebileceğini ifade etti" şeklinde konuştu. Bu gelişmenin, Zafer Partisi'nin mücadelesinin bir sonucu olduğunu belirtti.



Gaziantep’te Sığınmacı Tepkisi

Özdağ, Gaziantep’te 41 sivil toplum örgütünün "Yeter artık, Gaziantep bu yükü taşıyamıyor" şeklinde rapor hazırladığını ve Gaziantep Sanayi ve Ticaret Odası Başkanlarının bu duruma tepki gösterdiğini ifade etti. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı’nın geniş bir kampanya başlatarak kaçak Suriyelileri vatanlarına göndermeye yönelik adımlar attığını söyledi.

Suriye’nin Kuzeyinde Artan Saldırılar

Son dönemde Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerde Türk tırlarına ve birliklerine yönelik saldırıların arttığını belirten Özdağ, bu saldırıların arkasında Türkiye’nin Suriye ile ticaret yapmasını ve Suriyelileri geri göndermesini engellemeye yönelik girişimler olduğunu ifade etti.

Kayseri’de Yaşanan Olaylar

Kayseri'de bir Suriyelinin altı yaşındaki bir çocuğa yönelik taciz girişiminin ardından olayların kontrolden çıktığını belirten Özdağ, vatandaşları provokasyonlara karşı uyardı. "Öfkenizi sokağa değil sandığa yönlendirin" diyerek vatandaşları sağduyuya davet etti.

"Vatanı Savunacağız, Ama Doğru Şekilde"

Zafer Partisi'nin hukukun içinde kalarak mücadelesini sürdüreceğini vurgulayan Özdağ, "Bu insanları vatanlarına hukuk içerisinde, Türk devletine ve Türk milletine yakışır bir şekilde yollayacağız. Bunun yolu sokakta şiddet değil, sandıkta oydur" dedi.

Provokasyonlara Karşı Tedbir

Özdağ, provokasyon girişimlerine karşı il başkanlarına talimat verdiğini ve bu girişimleri yakından takip ettiklerini belirtti. "Devlet bizim devletimiz, ülke bizim ülkemiz. Türkiye bizim vatanımız. Hep birlikte bu vatana sahip çıkacağız" diyerek sözlerini sonlandırdı.

Zafer Partisi'nin kararlı duruşu ve lideri Ümit Özdağ’ın açıklamaları, Türkiye'de sığınmacı politikasına yönelik tartışmaların yeniden alevlenmesine yol açacak gibi görünüyor. Özdağ'ın sözleri, Türkiye'nin gelecekteki sığınmacı politikasını şekillendirecek önemli ipuçları içeriyor.

yilmazparlar@yahoo.com 



23 Ağustos 2023 Çarşamba

ATA PARTİ ALTIN İLKELER-Yılmaz Parlar

 



 ATA PARTİ ALTIN İLKELER,

ATA  Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek'le ATA Parti Yeniden Türk Devrimi Tasarlaması (Programı) ilkeleri hakkında Sayın Başkanın İstanbul özel ofisinde söyleşi gerçekleştirdik. 



Sayın Başkan'ın çok güzel ilkeleri var, iktidara geldikleri zaman Başkan'a ATA Parti'nin ilkeleri hakkında buna  yeni Çağdaş Türk devleti devrimi diyorsunuz, Bunlar hakkında biraz kısa bilgi verir misiniz? Sorumuza;

ATA  Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek,

“ATA Parti ana amacı Atatürk'ün Türk devrimini

Atatürk döneminde, Atatürk Türk devrimi derdi ve öyle denilirdi. Sonradan söz değiştirildi. Atatürk'ün Türk devrimini iyi anlayıp, özümseyip, çağa taşıyarak

Yeniden, Türk devrimi yapmak üzere yola çıkan kişilerin kurduğu bir siyasi partidir. 

Ben de o partinin öncüsüyüm. Evet. Ata Parti'nin amacı Atatürk'ten sonra başlayan karşı devrim sürecini bütün

bütün yanlışlarımızı silmek bugünkü karşı devrime tam karşı bir devrim gerçekleştirerek yeniden Türk devrimi yaparak Türkiye'yi tarihinde olduğu gibi ve Atatürk döneminde olduğu gibi hızla yükseklere çıkarmak amacıyla kurulan bir siyasi partidir.” 

Devrimleri ?

“Ata Parti. Biz yeniden Türk'te devrimi derken beş devrimden söz ediyoruz.

Bunlardan birisi devleti yeniden Türk devleti olarak kurmak. 

Yani en güçlü erk kurultayda olacak. Türk devlet geleneği budur. 

Evet Türk devlet geleneğinde kağnı kurultay seçer. Ve kağan da başbakanı ve bakanları seçer. 

Atatürk de Türkiye'yi kurtarırken böyle başladı. Orduyla başlamadı. Kurultayla başladı Erzurum'da, Sivas'ta. 

Sonra Ankara'da büyük kurultayı toplayarak adına da Türkiye Büyük Millet Meclisi denildi. Ve ordu bu meclisin yani kurultayın ordusuydu.

Devlet başkanı da buranın başkanı. Yani Atatürk oldu. Sonra da bu kurultay sonra kamutay da denildi. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Atatürk'ü ve sonrakileri başkan seçti. Doğrusu budur. Yani devlet başkanını seçti.

Bunu geri getireceğiz. Parlamenter sisteme geri getireceğiz filan deniliyor. 

Tabii ki bir manada bu ama çok daha derin bir anlamı var bizim söylediğimizin. Türk tarihin derinliklerinden başlatıyoruz olayı.

Bunun dışında devlet bugünkü yanlışlardan kurtularak gerçekten çağdaş bir devlet olacak. Yasama, yürütme ve yargı ayrışacak. Yargı tam anlamıyla bağımsız olacak ama Yargı mensubu olmak için de çok derin araştırmalar ve deneyimlerden sonra gerçekleşecek bir durum olacak.”

İkincisi? 

“İkinci olarak söylediğimiz devrim, Yeniden çağdaş eğitim devrimi. Ne demek? Yani bir çağdaş devlet

yurttaşlarına bir din dayatmaz. Çağdaş devlet yurttaşlarına din dayatırsa böyle inanacaksınız. Derse okullarda zorunlu din dersi olarak din budur. Buna inanın diye dayatırsa…Tarihin bize gösterdiği gerçeklik. Din çürür, devlet çöker.” 

Aynen öyle.

“Ya tarihte birçok devlet böyle çöküyor. Örnekleri çok

Roma böyle çökmüştür, Osmanlı böyle çökmüştür, Memlüklü böyle, çökmüştür, Timurlu, Babürlü hep böyle çökmüştür. Evet. Hatta Uygurlar bile mali dinini devlet dini yaptıktan sonra çökmüşler. 

Dolayısıyla çağdaş eğitimde bir din eğitimi olmaz. Olmayacak. Evet. Dil öğretimi için din dersi olabilir. Orada bütün dinler kısaca özet olarak anlatılır

Eşit uzaklıkta kalarak anlatılır. Yoksa din budur denilmez. Bunun dışında peki ne denilir

Yetişen öğrencilere bilim bilinci verecek. Bilim tarihi ve aydınlanma tarihi dersi konulacak. Koyacağız. Bununla ne yapacağız? Gençlerimizin gerçekten bilimlik bakış açısı kazanmaları hayatlara öyle bakmaları sağlanacak. 

Dirliğe böyle bakmalarını sağlayacak ve bunların içinden gerçek üretici bilim adamları çıkacak. Yoksa din dersiyle yetişenlerden bilim adamı çıkmaz. Din adamı çıkar. 

O ayrı bir kategoridir. Tabii. Ama devlet

Devletin okullarında din dersi olmaz. Bilim olur. Evet, bilim dersi olur. Çağdaş eğitim dediğimizin özeti budur.”

Üçüncü?  

“Üçüncü devrim olarak diyoruz ki;

Biz toplumcu kalkınma uygulayacağız. Yani demek? Devlet yeniden fabrikalar açacak. “Devlet fabrika açmaz. Devlet üretim yeri açmaz. Devlet ticarette siyah uğraşmaz” Safsatasını bırakacağız. Ve en önemlisi de ülkemizin her yerini devletin kurduğu fabrikalarla donatacağız. Evet. Ama özel sektörü de özendireceğiz ve destekleyeceğiz. Atatürk'ün yaptığı gibi...”

Tabii karma ekonomi. 

“Özel sektöre özendireceğiz, yönlendireceğiz, destekleyeceğiz. Ama devlet de fabrika yapacak. Güneydoğu'ya özel sektör fabrika yapmaz. Devlet Güneydoğu'nun her iline ve her ilçesine fabrika

Fabrika yapacak. Onları da ordumuz koruyacak. 

Çok önemli. Onları koruyacak. Ama bizim gençlerimiz Güneydoğulu gençlerimiz iş buldukları zaman

Yani kız- erkek gençlerimiz, iş buldukları zaman orada çalıştıkları zaman evlerine maaş götürdükleri zaman akşam da evde buluşup çocuklarını da yuvalarından, fabrikaların yuvalarından alıp evlerinde onlarla uğraştıkları zaman terör örgütü işte o zaman kalkacak Işsiz genç kalkacak. 

Terörü önlemenin yolu da budur. Tabii. Önce terör örgütüne kaptırıyorsunuz. Yurttaş çocuklarını sonra da öldürmekle övünüyorsunuz. Böyle saçmalık olur mu? “

Aynen. 

“Böyle devlet olur mu? Niye kaptırıyorsun kardeşim? Doğru dürüstünü halka doğru dürüst göster. Halka yönel. Halkla ilgilen. Halka sevgi duy, saygı duy, ama aynı zamanda da karınlarını doyur. 

Karın doyar. Işsizliği önler. Bunun yolu, yöntemi de Atatürk'ün yaptığı gibi bütün ülkeyi fabrikalarla dona donatmak. Evet, pırıl pırıl yapacağız

Aynı zamanda da çok sert söyleyeceğim. Bir devlette eğer yetenekli gençler, paraları olmadıkları için okuyamıyorlarsa okudukları zaman okulu bitirdikleri zaman da yetenekli gençlerimiz, eğer daha yükseğini okuma imkanına ulaşamıyorlarsa; ya da bir ülkede yurttaşlarımız, yurttaşlar paraları olmadıkları için ameliyat olamıyorlar ya da ilaç bulamıyorlar, ölüyorlarsa o ülkeyi yönetenler canidir. Katildir.”

Doğrudur. 

“Bu bilinçle bakacağız. Dolayısıyla ATA parti iktidarında eğitim parasız olacak.” 

Parasız olacak. 

“Sağlık parasız olacak. Devlet verecek. Hemen denilebilir ki devlet nereden bulacak? Yolsuzlukları önleyin

Yolsuzluklar çok büyük bir bütçeden kanama meydana getiriyor. Çok büyük. Savurganlığı önleyin. Çok büyük kanama meydana getiriyor. Aynı zamanda da Türkiye'yi istila ettirdiğiniz yerleştirdiğiniz şu Suriyelilerden Türkiye'yi kurtarın. Sadece bununla siz bütün bunları yapacak finansal paraya, akçeye ulaşırsınız..

Sadece bunlarla. Çok zor işler yok. Efendim ekonomi için şöyle uzmanlar böyle uzman. Hayır bu çok basittir bunlar. Ya çok da basit söylüyorum. Yolsuzluğu önleyin. Savurganlığı önleyin. Suriyeli saçmalığından Türkiye'yi kurtarın…

Birdenbire elinizde bütün ülkeyi fabrikalarda donatacak kadar para oluşur. Türkiye'de kaynak var. Biz bunu yapacağız. Toplumcu kalkınma dediğimiz bu.”

Diğer ilke? 

“Evet. Başka? Tabii ki ayrıntısı var…

Bunun dışında ayrıca ileri demokrasiyi getireceğiz. Türkiye artık ileri demokrasiyi hak eden bir ülkedir. Dolayısıyla, önce partiler de genel başkanlık diktatör yazısını ortadan kaldıracağız. 

Siyasi partiler kanununu değiştireceğiz. Milletvekili ve belediye başkanı adaylarımızı partilerin üyeleri seçecek

Ya insanlar çalışıyorsa, önce parti içi demokrasinin olması lazım. Şu hale bak. Yani bir kişi bir partiyi ele geçirince kendisini padişah ilan ediyor. Bir daha orayı bırakmıyor. Yahu kardeşim ne var yani…

Bırak da başkaları gelsin. Şimdi denilebilir ki peki siz yapar mısınız? Ben yaparım demiyorum. Yaptım diyorum. Demokrat Parti Genel Başkanıyken baktım ki olmuyor. Yani partinin örgütüyle ve konumuyla benim

Bu köktenci düşüncelerim uyuşmuyor. Ya partide buna göre ekmek olanağım yok. Onun üzerine bir yıl yaptım. Ve hem o bina koca binayı bir sürü imkanı bırakıp ayrıldım. Dedim ki buyurun. Kimi istiyorsanız seçin

Ya ondan sonra da kendi bu köktenci düşüncelerime göre yeni parti kurmak için yıllardan beri uğraşıyorum. Ve bu düşüncedeki arkadaşlarla birlikte uğraşıyoruz.”

Beşinci?

“Peki beşinci Türkiye'yi bilgi çağına sokacağız. Evet. Çok önemli. Şunu çok açık söyleyeyim. 

Türkiye'de siyasi yazılıma siyasi söyleme, bilgi çağına yatırım kişi benim. Yani o dönemleri yaşayan kişiler bilirler. Özal'a da anlatmaya çalıştım. Demirel'e anlattım. Tansu hanım  anlamadı. Yıldırım Bey anlamadı. Ama Anlattım.. Anlattım… Anlattım…

Yani yazdığım kitaplar belli, yaptığım konuşmalar belli. Bilgi çağı diye dünyada büyük bir dönüşüm var. Evet. Şimdi aslında bence ilgi çağında aşan yeni bir çağ geliyor. Bilgi çağı içinden çıkan bir çağ o da yapay zeka çağı. Evet. Yani Türkiye'yi yönetenler Türkiye'yi yönetenler, başbakanlığa, bakan, başkanlığa istekli olanlar, ben Türkiye'ye yararlı olurum diyenler kitap okumalı…Atatürk böyle yapıyordu... Evet. Binlerce kitap okudu... Ben de okudum… Yirmiden fazla kitap yazdım. Ve hala okumayı sürdürüyorum. Dolayısıyla okuduklarımdan bildiğim bilgi çağı kavramı. Modern yönetim teknikleriyle devlete uygulayarak, yurttaşlarımıza bilgi çağı konusunda eğiterek Türkiye'yi bilgi çağına sokup bilgi çağının üreticisi olan.. Biz Tüketicisiyiz. Evet. Herkes cep telefonu falan kullanıyor. Şu önümüzdeki, teknik olanaklardan yararlanıyoruz. Ama bu değil. Üretici  olarak Türkiye'yi bilgi çağına sokacak devrimi yapacağız…”

Sözleriyle Başkan tamamladı. ATA  Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek 23 yaşından itibaren çeşitli ilçelerde Kaymakamlık, Gümrük Müşavirlik, Milletvekilliği yapmış, Kültür Bakanlığı, Devlet Bakanlığı ve Büyük Elçi ünvanı gibi makamlarda; unutulmaz başarılı hizmetler vermiş bir değerimiz..Aynı zamanda akademisyen olan Başkan Namık Kemal Zeybek’in çok sayıda kitapları var.

yilmazparlar@yahoo.com   


Ümit Özdağ: "Milletin Sesiyiz-Yılmaz Parlar

    Ümit Özdağ: "Milletin S esiyiz" Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan Türkiye Gündemine Damga Vuran Basın Topla...